I
Gitmek istediniz mi siz hiç,
birden uzaklaşmayı?
Sesiniz düşmanınız oldu mu hiç,
en çok bağırmak istediğiniz anda?
Başınız ağır geldi mi gövdenize?
Siz hiç devrilip yıkıldınız mı yastığa,
yıldınız mı yaşamaktan?
Ölümü düşündünüz mü,
siz hiç doğmamayı,
en başından var olmamayı?
Ağrınıza gitti mi kaybettikleriniz?
Ağaran geceler, duvardaki çatlaklar, kapınızdaki uğultu
çoğaldı mı zihninizde?
Susup beklediniz mi çoğalsa bile,
dönüp baktınız mı arkanıza?
Tuhaf geldi mi size hiç,
öğlenleri balkonlar?
Özlediniz mi birini,
o yaşamamışçasına sizsiz.
Yanıldınız mı siz hiç,
birkaç ömür kadar?
II
Erotizmi öğrendim ben, cinsellikten önce. Kaçamak bakışları, onlara yüklenen büyük anlamları. Bir dürtüyle irkilen duyguları. Gördüğün ve düşündüğün şeylerin büyük utancını. Fileli çorapları biliyordum örneğin, straplezleri. Heves ve öğrenilen ahlak arasında sıkışan zamanı. “Bacak bacak üstüneyi, belki açılan birkaç düğmeyi.” Sonra aklıma düşen renkli fotoğrafları. Tenefüs zilini. Cama çiseleyen yağmuru. Köşedeki yaşlı simitçiyi.
Bir giysiye öyle çok anlam yükleniyordu. Erkeklik, metalaştırdığımız kadın düşüncesinin çevremizdeki kadınlara uygun düştüğü karşılık kadardı bizce. Küfretmeyi nasıl, zihnimizde açılan pencere gibi öğrendiğimizi sanıyorsak kadınlığı da aynı şekilde öğrendiğimizi sanıp bunun üzerinden konuşuyorduk. Mini etekleri çok seviyorduk. Televizyonda çokça görünen, ne yaptığını bilmeyen güzel vücutlardan bahsediyorduk, kötü dizi senaryoları gibi, etrafımızdaki kadınların dedikodularından bir de. En çok bilen, en çok konuşurdu, hava atarak. Analığı konuşmuyorduk elbet, doğurganlığı. Ancak bir kadın, korunmaya muhtaçtı. O yüzden güçlü olmalıydı erkek. İri yarı kim varsa önde o vardı. Güzel vücutlarla ilgili ilk hak ondaydı. Kavgaların, dalaşmaların, atışmaların eni sonu bu kadardı. Fiziksel olarak zayıf olan, hayal dünyamızdaki kadınlar gibi aşağılanmalıydı. Tezat diyeceksiniz. Tezat, her şeyin başındaydı.
III
Hayran oldunuz mu siz hiç,
kabuslarınızın vahşetine?
Gölgeniz yabancı geldi mi hiç,
ışığı gördüğünüz anda?
Işıkta büyür gölgeler,
bilmiyorsanız öğrenin.
Siz hiç öğrendiniz mi sonradan,
herkesin bildiği bir şeyi?
İntiharı düşündünüz mü,
siz hiç kaybolmayı,
hepsini yarıda bırakmayı?
Eugenio Borgna okudunuz mu?
Kararan kelimeler, isli rüzgâr, birtakım düşünceler
kalkıp konuştu mu sizinle?
Durup dinlediniz mi konuşsa bile,
dolaşıp aradınız mı etrafınızda?
Ağladınız mı siz hiç,
beklenmedik bir sabah?
Umut ve tevekkül arasında
gözyaşlarınız ıslattı mı sararmış sayfaları?
Dağıldınız mı siz hiç,
bütün bunların ortasında?
Yorumlar
Yorum Gönder