IV 

Bir hikâyenin sonu olamadık seninle. Seni diyorum düşündükçe, seni. Nasıl bir hikâyenin sonunda…? Üç nokta ya da soru işaretiydi yürümeye devam etseydik. Belki ünlem, belki yayın yasağı gelirdi serüvenlerimize. Antidepresan öncesi olurduk, epileptik nöbetler tutardık. Şimdi özgürlük nedir diye sorsaydım sana, seçim yapabilmekten bahsederdin. Seçimler, hiçbir zaman özgürlük olamaz. İnsan seçimlerinin kölesidir. Sonu gelmez olasılıkların. Her seçiş, daha fazla kaybediştir. Her kaybediş, yani bizim seçmediklerimiz, hayatımızın her anından çalan küçük katillerdir. Bu açıklama benzeri, zihnimin içinde karınca olup dolanmayı sevdiğini biliyorum. Benim için özgürlük, senin zihnimin içinde dolandığını bilmemdi, biliyor musun? Karınca adımlarıyla… Adımların düşüncelere, düşünceler kelimelere, hem de uzun ömürlü kelimelere, kelimeler dağarcığımdaki, koca ağacın köklerine, dallarına, yapraklarına geçiyordu. Dudaklarındaki kımıltı, zembereğinden kurtulmuş yelkovan gibi dudaklarıma yürüyordu. İç gıcıklayıcı ve ıslak. Dil bilgisi burada devreye giriyordu. Heyecan, korku, “Sus, sus, kimse duymasın’lar”, yarından sonraki sınav, oval, renkli; spiral, çok renkli, çoğalarak ilerleyen şeyler gibi, dar bir soluk aralığına sığdırılan pornografi. Hep çekilmiş perdelerin ardında, pamuk şekeri ve gökkuşağından terletilmiş bir dünya. İçimden, (de’ler ayrı yazılır) için de. Eklemek, daha doğrusu eklemlemek gerekiyorsa, sana tutsak olmak, yaşadığım en güzel özgürlük sendromuydu. Zaten ödünç almıştın beni. Kazasız belasız yerime koyduğun için teşekkür ederim. 

Neden diyorsun, neden? Neden mutlu olamıyoruz? Biliyorsun bayağılaşmayla ilgili, tamamıyla yanlış düşüncelerimi. Bazı insanların kırıldığı yerden tekrar yapıştırılması zordur. Yoldur, kordur, zordur. Bazı insanlarsa en başından bozuk koddur. Bazı insanlar, yanlış öğrenilmiş çocukluğu, düzeltmekle uğraşır hayatları boyu. İtiraf etseler de etmeseler de. Bazı insanlarsa arkalarında bıraktıklarını sandıkları şeyleri içlerinde unutur. Sonra tüm kaybedilenler karşılarına çıkar. Unutmak, sağlıklı bir eylemdir. Çünkü unutamadıkların içinde hıçkırır durur. Ben mutluluğu sevemem. Mutluluk, kandırır insanı. Kusurlarını örter, pürüzsüz gösterir. İnsanı insan yapan kusurlarıdır. Hatalarımızla, rezilliklerimizle, eksik yönlerimizle, yapamadıklarımızla, başlayıp başlayıp bitiremediklerimizle, uyumsuzluğumuzla güzeliz. Kısa boylu bir erkekle uzun boylu bir kadının sevişmesini düşünsene! Böyle şeyler yazınca heyecanlanıyorum kızsan da, biliyorsun. 

Biliyor musun, hayatında bir kere hırsızlık yaparsan hep hırsız kalıyormuşsun. Bir kere adım atarsan ilerlemiş olmuyormuşsun. Tuhaf bir iyilik-kötülük algısı varmış toplumun. Bazen ne yapsan doğruymuş. Bazen ne yapsan yanlış... Bir varmış, bir yokmuş. Biraz korkmuş, düşünce uf olmuş. Kötü davranışlar, eğer dürüstsen ya da yakalanırsan cezalandırılıyormuş. Dürüst değilsen veya kaçmayı başarabilirsen hiçbir şey olmuyormuş. Bir yokmuş, bir varmış. Armış. Müjde Ar’mış. Birkaç depresyon önce atladığım satırlarmış. Yanlışlar bir, doğrular sıfır.

Takıntılarıma yeni takıntılar eklemek pahasına uğurluyorum geleceğimizi. O hiç gelmeyecekti, emin ol. Başka bir durakta, başka bir otobüsü bekliyordu. Başka bir duraktan, sadece bir kere otobüs geçiyordu. Şoförü sarhoştu, yolcuları sarhoştu, anlatması bir hoştu. Kelimeler gizliyorum sarhoş olursun diye. Sarhoş oluyorum kelimelere. Borçlarımı ve mesleğimi atıyorum. Aslında senin dışında her şeyi atıyorum. Dokunduğum, af dilediğim, ağladığım her şeyi... Biliyorum, zihnimi kilitlediğim odaya yaşlılık tarifi yapıyorsundur sen şimdi. Bolca ilaç, bolca intihar katıyorsundur, bolca içki. Bir şubat daha göremez diyorsundur, on ekleyip on çıkarıp. Ben ne olmuştan ne olmuştan, olmadı. Ben ne dolmuştan ne dolmuştan utanıyorum. Sarhoş, daha sarhoş, kelimeler sarhoş düşüp kalktıkça. Nevrozlar mı, artık psikozlarım sarhoş. Yol, her zaman yürümek için değildir. Aramızda kalan, aklımın odalarında bulunur, gün gelir. Sen yanımda olacaksın daima, ardımda değil. Ne zaman rüyamda soysam bir kadını, ne zaman giydirip tekrar soysam, jartiyer, “cougar” ve fantezi… iki, üç, yok artık dört, hani… Her şeyi berbat etmek için orada olacaksın, üzülme yani. Muhtemelen cinsel hayatım bitti. Saygıyla, saygıyla… Seninle birlikte, hayır, benimle birlikte onu da gömüyorum. Derine, derine… Hani ilk sefer titreme krizine girmiştim, sen beni teselli etmiştin. Her neyse, her neyse.

V

Ödediniz mi siz hiç, 

giyilen hükmü boş yere? 

Silindiniz mi hiç yeriniz dolarken? 

Yadırgadınız mı ezilmeyi? 

Sürüldünüz mü siz hiç, 

ait olmadığınız bir kuyruğa? 

Düzen bozulmasın diye,

mecburmuşsunuz gibi.

Sıkışmak istediniz mi 

siz hiç zihninize,

dar gelen bir kalıba?

dokundunuz mu gururunuza?

Nöbetçi listeler, asılı suretler, uzun koridorlar

işlendi mi üstünüze?

Eğilip küçüldünüz mü işlense bile,

yoklayıp buldunuz mu yaranızda?

Alkışladınız mı siz hiç,

sırf bitsin diye o kavga?

Saydınız mı bir günahı,

ortak olurken suçlara?

Eksildiniz mi siz hiç,

vicdan zindanında?

VI

Ben kadınlığın ne demek olduğunu seninle öğrendim. Belki bir parça feminizmi de. Gerçi bu ülkede örgütlenen herkes, sığ siyaset ve güç dengelerine sırtını dayayarak yaşıyor. Aidiyetleri kalkan gibi, başları sıkışınca çat diye açılıyor. 80 gölgeliğinin Atatürk’ü kendilerine kalkan yapması örneğin. Yapmak istediklerinizi gölgelere yaslanıp yapacaksanız size ne ihtiyaç var? Zaten her şeyi iyi bilen siyasetçilerimiz var. Aristokrasi gibi, 90’lı yıllardan itibaren bir siyasetçi sınıfı peydah olmuş ülkemizde. Siyasi partiler yasası sağ olsun, buna yasa denirse. Evet, bir sınıf var, bizden yukarıda, bizden uzakta. Kendi kurallarını yazıp altına imzamızı atanlar. Hani seçimlerimizin kölesiyiz demiştim ya... Seçim bile yapamıyoruz aslında. Biz sadece mühür basan noter kâtipleriyiz kendi hayatımızda. Önümüze konulanı yaşıyoruz, kader diyorlar; önümüze konulanı seçiyoruz, demokrasi diyorlar. Duverger boşuna dememiş, “Siyasi partiler yasası ve seçim yasası bir ülkenin gizli anayasalarıdır.” diye. Bizim ülkemizin de gizli anayasasıdır çaresizlik… "Yıl 2023..." ile başlayan cümleler geldi aklıma... Bir de karanlık emirlerle hareket edenler var. Onlar da memnundur, karışan yok nasıl olsa. Hatta destekleyen çok. E yengeç sepeti misali bizim ülkede işler, herkes en yakınındakini zehirler. O yüzden, seni uzak tutuyorum artık kendimden. 

Diyordum ki, kadınlığın ne demek olduğunu seninle öğrendim. Araya, daha doğrusu zihnime, bir sürü şey girdi. Biliyorsun zihnim, hem hapishane hem kıymet benim için. Doğru, kadınlığı seninle öğrendim. Feminizmi de. Attila İlhan Hangi Seks Kitabı’nda güzel anlatıyor. Ama senden dinlemek başkaydı. Beyaz çarşaflar üstünde yatarken, denizi görüp güneşi batırırken. Evet, yine sarhoştum ben. Diyebilirim ki, bir erkeğin kadına bakışının nasıl olması gerektiği konusunda çok yol aldım hatalar yaparak. Başta senden, sonra seninle birlikteyken seviştiğim… yok yok. Öyle bir şey olsa beni vururdun. Hatta sinirini alamaz, gelip cesedimi tekmelerdin. Ne diyordum ben? Başta senden, sonra annemden özür dilerim. Kadınlığı anlamadığım için, sizi kırdığım için. Ama emin olamıyorum, Kadınlar Günü’yle ilgili bir paylaşım yapmam saçma mı olur? Feministler de emin olamıyorlar. Sonuçta erkeklere güvenmiyorlar. Haklılar! Onları desteklediğini iddia edip siyaset ve ideolojiyle yanlarına sokulan erkeklerin onlara bakarken gördüklerini görebiliyorum. Aptalca bir çaba, başarılı olan yoktur bu yolla. Senden sonra her şey öyle bir iç içe geçti ki... Kaybolmaktan korkuyorum beyaz sıvalı odamda. Ataerkil toplum yapısından dolayı, annelerin erkek çocuklarını sevdiği bir toplumuz biz. Bunun sadece taşrada olduğu yanılgısına kapılma lütfen. Ülkemizdeki bütün meseleler kültür yozlaşmasıyla ilgilidir, bu mesele gibi. Bunu aşmak da eğitimle olabilir ancak, sloganlarla değil. Eğitim davranıştır her şeyden önce, konuşmak değil.

Veda paragrafı geldi. Yaşamaya devam edebilirsem, yine yazarım sana. Evet evet, kesin yazarım. Hem yazacak kimim var ki? Eğer görürsen beni arama. Sarhoşken geceleri kim çekerdi telefonda horlayıp uyuyakalan birini? Sırf merakından pavyona gidip atıldığında kim kurtarmak isterdi ayran istiyorum diye tekrar içeri dalan birini? Altıma kaçırdıklarım var sonra. Kaç seferdi, aman boş ver. Travmalar ya da gerçek üstü olaylar dolaşıyor zihnimde, güzel vücudun gibi. Konuşan dolgun göğüsler olduğunu düşünsene, kalçalar ya da vajinalar. Düşünsene, cinselliğin içine boğduğum bağlanma korkumu. Düşünsene, her şeyin benim için ne zor olduğunu? Köksüzlük zor, kaçarak yaşamak zor, hataların enkazında umut aramak zor. Çok zor. Baktığın manzaraya aynı gözlerden bakamadığım için özür dilerim.

VII 

Durulmak istediniz mi siz hiç, 

iki adım gerinizde? 

Hayalleriniz uzak kaldı mı hiç, 

rüyalarınızın kesildiği anda? 

Halüsünasyonlar buldu mu sizi? 

Siz hiç korktunuz mu uyumaktan, 

bir daha uyanmamaktan? 

Değiştirmeyi istediniz mi, 

siz hiç yaratmayı, 

yepyeni bir dünyayı. 

Aradınız mı bir yabancıyı? 

Duvarda saatler, ilaç kutuları, ışıktan kimseler 

yayılıp kapladı mı göğünüzü? 

Bakıp anladınız mı kaplasa bile, 

sarılıp uzandınız mı önünüze? 

Yoğruldunuz mu siz hiç, 

bir çocuğun sözünde? 

Okudunuz mu tanımadan, 

buraya kadar okuduklarınızı? 

Anıldınız mı siz hiç, 

nihayet, en sonunda? 

VIII

- Yürü artık Anıl! 

- Hayır. 

- Büyü artık Anıl! 

- Hayır. 

- Uyu artık Anıl... 

- Uyu artık Anıl... 

- Uyu artık Anıl...

Yorumlar